
Kapasite geliştirme, Sürdürülebilir Kalkınma Amacı 6’nın (SKA 6) gerçekleştirilmesi ve su sektöründe dirençliliğin güçlendirilmesi açısından sıklıkla temel unsurlardan biri olarak vurgulanmaktadır. Sizce dünya genelinde en kritik kapasite boşlukları nelerdir ve IHE-Delft ile SUEN gibi kurumlar bu boşlukların giderilmesine nasıl katkı sağlayabilir?
Dünya Bankası gibi kuruluşların raporlarına göre, küresel iş gücünün %75’i doğrudan veya dolaylı olarak suya bağlı ekonomik faaliyetlerde çalışmaktadır. Ancak nüfus artışı, taşkın ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarının artması ve su kalitesinin kötüleşmesi, ekonomiler ve insanların geçim kaynakları açısından ciddi riskler oluşturmaktadır. Bu zorluklar, teknik ve sosyal yeniliklerin daha hızlı uygulanmasını gerektirmektedir.
Bununla birlikte, su sektörü küçülen bir iş gücü ve yetersiz yatırımlarla karşı karşıyadır. Bu durum kapasite açığının giderek büyümesine yol açarken, teknik ve sosyal yeniliklerin hızla hayata geçirilmesini daha da önemli hale getirmektedir.
Bu sorunun çözümü için sektöre daha fazla genç profesyonelin, özellikle de kadınların kazandırılması gerekmektedir. SUEN ve IHE-Delft gibi kurumlar, yeni nesil uzmanları yetiştirerek ve yenilikçiliği destekleyerek bu süreçte önemli bir rol üstlenmektedir.
Hızla gelişen teknolojiler, dijitalleşme ve değişen çevresel ve toplumsal koşullar ışığında, kapasite geliştirme yaklaşımları etkili ve kapsayıcı kalabilmek için nasıl evrilmelidir?
İnsanlar şu soruyu sorabilir: “Yapay zekanın yükselişiyle birlikte hâlâ eğitim almaya ihtiyaç var mı?” Cevap nettir: “Evet.” Ancak öğrenme biçimimiz değişmektedir. Yeni nesiller yalnızca kitaplara değil; arama motorlarına, sosyal medyaya ve yapay zeka araçlarına da başvurmaktadır. Yapay zekâ önemli bir gelişmedir ve hem güçlü yönleri hem de sınırlılıkları bulunmaktadır.
Bilginin aktarımında yeni yöntemler geliştirmek ve yapay zeka gibi yeniliklerden en iyi şekilde yararlanmak eğitimcilerin sorumluluğundadır.
Günümüzün su sorunları karmaşık ve birbiriyle bağlantılıdır. Bu tür “çetin” problemlerin çözümü için yalnızca bilgiye erişim değil, aynı zamanda yaratıcı ve eleştirel düşünebilen bireylere ihtiyaç vardır.

Türkiye, SUEN ve diğer kurumlar aracılığıyla su alanında kapasite geliştirme çalışmalarını desteklemektedir. Bölge ve ötesinde insan ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi açısından IHE-Delft ile Türkiye arasındaki iş birliği potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Küresel gerilimlerin arttığı günümüzde su sorunları siyasi gündemde daha az yer bulsa da, sorunların kendisi giderek ağırlaşmaktadır. Kırsal alanlarda içme suyu ve sanitasyon hizmetleri, eskiyen altyapılar ve kentsel taşkınlar gibi meseleler birçok ülkede ortak olarak görülmektedir. Bu sorunlar ülkeye özgü olmamakla birlikte, çoğu zaman yerel koşullara uygun çözümler gerektirmektedir.
IHE-Delft, SUEN ve benzeri kurumlar arasındaki iş birliği bu ortak zorlukların aşılmasına katkı sağlayabilir. Bu kurumlar birlikte çalışarak bilgi paylaşımını hızlandırabilir, sosyal ve teknik yeniliklerin yaygınlaştırılmasını destekleyebilir ve çözümlerin daha hızlı ve etkili şekilde uygulanmasına katkıda bulunabilir.
2030 ve sonrasına baktığınızda, iklim değişikliği, kentleşme ve su kalitesi gibi ortaya çıkan zorluklar karşısında su sektöründeki kapasite geliştirme çalışmalarının yeterli düzeyde ilerleyebilmesi için küresel toplumun öncelik vermesi gereken konular nelerdir?
Su, 2030 sonrasında da dünyanın en önemli sorunlarından biri olmaya devam edecektir. Suyun değerine ilişkin farkındalığın erken yaşlarda oluşturulması büyük önem taşımaktadır. İlkokul ve ortaokul müfredatlarına su konularının entegre edilmesi, hem sorumlu su kullanım alışkanlıklarının gelişmesine hem de gençlerin su alanındaki kariyerlere ilgi duymasına katkı sağlayabilir.
Su kıtlığı, suyun yeniden kullanımı, yetersiz bakım ve işletme uygulamaları ile eskiyen altyapılar gibi temel sorunlar dünya genelinde hala çözümden uzaktır. Eğitim, finansman ve yenilikçiliğin uyumlu şekilde bir araya getirilmesiyle, öğrenciler ve uzmanlar su kaynaklarını güvence altına almak için gerekli becerilerle donatılabilir ve küresel hedeflerin somut sonuçlara dönüşmesi sağlanabilir.
